Toronto'da Haftalık Bir Keşif

Corbin Fraser Pgiam Temmuz 2017

TORONTO; TAKDİRE ŞAYAN KANADA RUHUNUN, KÜLTÜRÜNÜN VE KİŞİLİĞİNİN BAŞARILI BİR TEMSİLCİSİ, AYRICA ÜLKENİN EN POPÜLER DESTİNASYONLARINDAN BİRİ.

Ontario eyaletinin güneyinde, Ontario Gölü’nün kuzeybatı kıyılarında yer alan Toronto şehri Kanada’nın New York’u, Paris’i ve Los Angeles’ı diyebiliriz. Yalnızca farklı kültürlerden oluşan nüfusuyla değil; kurumsal hayatın, ticaretin ve sanatın kalbi oluşuyla da kendine haklı bir ün kazanan Toronto aynı anda hem merkezî kent hayatını deneyimleme hem de yakınlarındaki açık hava macera etkinliklerine katılma fırsatı sunuyor.

İngilizce burada ana dil olsa da şehri gezerken duyduğum sayısız başka dil beni her defasında şaşırtıyor.  Dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan Toronto’ya gelip yerleşmiş ve bunun anlaşılır bir sebebi var. Sokaklarda kaybolmuş bir hâlde etrafıma bakınırken bir kent sakininin yanıma gelip yardıma ihtiyacım olup olmadığını kaç defa sorduğunu hatırlamıyorum. Torontolular şehirleriyle gurur duyuyor ve artık klasikleşen "Kanadalı nezaketini" burada tam anlamıyla görebiliyorsunuz.

Eşimle dükkânları, kafeleri ve festival alanlarını gezerken kolay ulaşılabilir tramvay hattı sayesinde şehrin bir köşesinden diğerine rahatlıkla gidip geliyoruz. Bu toplu taşıma aracı stressiz şehir turumuz sırasında neredeyse her adım başı karşımıza çıkıyor. Tramvay veya metrodaki kısa turlar sırasında ya rotamızı gözden geçirdik ya da sessizce otuduk, yanımızdan adeta geçip giden şehri izledik.

Neredeyse tüm arkadaşlarımızın Toronto’yu evi gibi gören bir tanıdığı var. Biz de birkaç yıl önce Toronto’ya taşınan arkadaşlarımız Lindsay ve Justin’le buluşuyoruz. Kısa bir süre önce evlendiler ve şu sıralar tek yaptıkları şey şehrin tadını çıkarmak. “Torontolular için bile keşfedecek yeni bir şey daima var. Yeni bir restoran, dükkân, festival ya da gösteri. Şehir çok hızlı ilerlese de tüm bu değişime rağmen kendisini eşsiz kılan unsurlara da sahip çıkıyor.” diyor Justin Peterson.

Ziyaret edilen mevsime bağlı olarak şehirde görülmesi gereken sayısız profesyonel spor etkinliği düzenleniyor. Daha önce hiç profesyonel hokey maçı izlemeyenler için Kanada’nın bu millî sporunu Air Canada Center’da, Toronto Maple Leafs’in maçında izlemek eşsiz bir deneyim olacaktır. Buna hokey tarihini ve bu sporun Kanada kültüründeki yerini anlatan Hockey Hall of Fame’i de eklemek lazım.

Arkadaşlarımızın tavsiyesine uyup Bata Ayakkabı Müzesi’ne gitmeye karar veriyoruz. Keskin köşeli, modern görünümlü bu binaya girince insan buranın sıradan bir yer olmadığını hemen anlıyor. Müze her gün kullandığımız ama değerini hafife aldığımız bir eşyaya, ayakkabılara odaklanıyor; insanlık tarihinin ve medeniyetin farklı dönemlerinden ayakkabı örneklerini sergiliyor. Modaya, tarihe ya da eski dönemlerde insanların neler giydiğine ilgi duyanlar için ilginç bir keşif yeri burası. 

Bloor Caddesi’nden batıya doğru beş dakikalık bir yürüyüşle rotamızda yer alan bir başka müzeye geçiyoruz. Bir önceki müze de ilginçti ama bu bina kesinlikle bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi görünüyor; dış cephe tasarımı 100 yıl sonra ancak görülebileceğini tahmin ettiğiniz türden. Ontario Kraliyet Müzesi yerel sanatçıları, dünya kültürlerini ve doğa tarihini keşfetmek için mükemmel bir yer. 6 milyondan fazla esere ve 40 galeriye ev sahipliği yapan Kanada’nın bu en büyük müzesindeki sergileri birer birer geziyoruz. İçerideki ilgi çekici eserler binanın 
gerçeküstü tasarımıyla güzel bir uyum yakalıyor.

Toronto ve çevresi hızlı şehir hayatından uzaklaşmak isteyenlere harika fırsatlar sunuyor. Okyanusu andıran büyüklükte göller, güzel plajlar, saklı koylar, Güney Ontario altında bakımlı yollar ve göz alıcı doğa manzaraları kilometreler boyunca uzanıyor.

Niagara Şelaleleri'ne günübirlik bir gezi, Kanada’nın ve dünyanın en ünlü manzaralarından birini görüp fotoğrafını çekmek demek.  Neredeyse her otel şelale turları düzenliyor. Daha sessiz bir doğa deneyimi isteyenler içinse Algonquin Parkı, şehir dışında bir-iki günlük keşifler için ideal. Bu eyalet parkı sakin, göz kamaştırıcı güzellikte doğal güzellikler sunuyor. Sonbaharda dünyanın en renkli yaprakları arasında gezinmek için mutlaka ziyaret edin derim.

Zamanımız kısıtlı olduğundan tercihimizi Toronto Adaları’ndan yana kullandık. Queen’s Quay’deki Bay Caddesi’nden kısa ve hesaplı bir vapur yolculuğuna çıkıyoruz; Toronto şehir merkezinin manzarası bize eşlik ediyor. Öğleden sonramızı su ve ağaçlarla çevrili, bakımlı yürüyüş yollarında uzun keşiflerle geçiriyoruz. Şehrin yoğunluğundan sonra burası ilaç gibi geliyor.

Toronto’da son günümüzde CN Tower’ı ziyaret ediyoruz. Heyecan arıyorsanız Edgewalk’ı denemenizi tavsiye ederim. Güvenli bir şekilde iple bağlanan ziyaretçiler kule cephesinin kenarında yürüyebiliyor. Birkaç sene önce denediğim bu etkinliği düşünürken bile ellerim terliyor. Daha endişesiz bir alternatif içinse bizim gibi, en üst kattaki restoranda koltuğunuza kurulup manzaranın tadına rahatça varabilirsiniz.

 

Toronto’nun herkese hitap edecek bir özelliği mutlaka var. Sessiz ve huzurlu, hareketli ve kaotik ya da sanatsal ve trend sahibi olabilir. Böylesine büyük bir şehri ziyaret etmenin en iyi yanıysa keşfedilecek birçok alternatifin olması. Toronto ve halkı her yıl sayısız gönülde kendine yer buluyor. Şehrin artan uluslararası ünü ise bu "koleksiyona" sürekli olarak yeni "gönüllerin" eklendiği anlamına geliyor.