İki Günde Dalaman

Ömer Kokal Erbil Balta May 2017

EGE’NİN EN GÜZEL KIYILARINA ULAŞMAK İÇİN GİTTİĞİNİZ DALAMAN’A BİR DE KENDİSİ İÇİN GİDİN. EŞSİZ KOYLAR, KIVRIM KIVRIM BİR NEHİR, SAHİLLER, ANTİK MERKEZLER… AZ ÖTEDE BODRUM, MARMARİS GİBİ HARİKA BELDELER…

Muğla, tatil demek. Bu şehrin Bodrum, Fethiye ve Marmaris gibi dünyaca ünlü tatil beldelerine gidenler Dalaman’da inip yola devam eder. Sonuçta Dalaman, Muğla’nın sahili en kısa ilçelerindendir ama içinde Sarsala Koyu gibi benzersiz bir parça saklar; Sarıgerme’ye ve Kargıcak Koyu’na, Kocagöl’e yakındır, güzeldir, yeşildir ve sakindir. Burası 110 yıl önce Mısır hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın da gönlünde yer etmiş bir belde. Ayrıca bugüne kadar trenin hiç gelmediği bir de istasyonu var.

Yıl 1908… Mısır hidivi Abbas Hilmi Paşa, Dalaman’daki arazisine bir av köşkü, yöneticisi olduğu İskenderiye’ye de bir tren garı yaptırmak ister. Her iki yapının projeleri ve malzemeleri Fransa’da hazırlanır ve gemiyle yola çıkarılır. Dalaman’a gelen gemiden malzemeleri ve projeyi alan ustalar inşaata başlar ve kısa sürede de bitirirler. 

Av köşkünü görmek isteyen paşa hemen Dalaman’a gelir. Ancak gördüğü manzara karşısında çok şaşırır. Çünkü gördüğü, av köşkü yerine rayları döşenip bilet gişesi bile yapılmış bir tren garıdır. Sonradan anlaşılır ki Fransa’dan yola çıkan gemilere yüklenen proje ve malzemeler karıştırılmış. Dalaman’a gelecek köşk malzemeleri İskenderiye’ye, orada yapılacak tren garının projesiyle beraber malzemeleri de Dalaman’a gönderilmiş... En yakın tren yoluna 200 kilometre mesafede olan Dalaman’ın trenin hiç uğramadığı bir gara sahip olmasının hikâyesi budur. 

İşte hem Dalaman’ı hem de bu ilginç binayı görmek için yoldayım. Ama biliyorum ki Dalaman, Akdeniz ile Ege’nin kesiştiği noktada bulunan Dalyan ve Göcek gibi pek çok şahane yere çok yakın. Bu nedenle gezi programıma Göcek ve Dalyan’ı da dâhil edip düşüyorum yollara. 

Dalaman Havaalanı’ndan kiraladığım araçla ünlü tren istasyonuna 15 dakikada varıyorum. Abbas Hilmi Paşa bu güzelim yapıyı yıktırmaya kıyamamış. Sadece bilet gişesini ve rayları kaldırtmış. Bina bugün Dalaman Tarım İşletmesi Müdürlüğü olarak kullanılıyor.

İstasyonu görüp merakımı giderdikten sonra yeniden yoldayım. Dalyan, Dalaman’a 30, Göcek’e ise 25 kilometre mesafede. İlk hedef Dalyan’a varınca aracımı merkeze bırakıp Dalyan Çayı kıyısına yürüyorum. Sazlıkların arasından süzülerek ilerliyor tekneler. Karşı kıyıdaki yamaçlara oyulmuş Karya Kaya Mezarları, bütün bir Dalyan’a yukarılardan bakıyor.            

Dalyan’dan kalkıp çay boyunca ilerleyen tur tekneleri çevreyi gezmenin en kolay yolunu sunuyor. Sırasıyla Çamur Banyosu, Kaunos Antik Kenti ve İztuzu Kumsalı’na gidiyorlar. Bir tur teknesiyle anlaşıp buraları görmek için yola çıkıyorum. Yolculuğun ilk etabı çok kısa sürüyor, çünkü ilk durağımız Çamur Banyosu hemen karşı kıyıda. Üzerindeki çamurun kuruyup kaskatı kesildiği insanlar görüyorum. Arkadaşınız olsa bu hâlde onu bile tanıyamazsınız. Ama duvarlarda tanıdık isimlerin fotoğrafları var; başta Sting ve Dustin Hoffman olmak üzere pek çok ünlü isim burada çamura “bulanmış” anlaşılan.  

Tekneye dönüp bu kez uzunca bir yolculuk yapıyoruz. İlk başlarda yamaçlara oyulmuş devasa Karya Kaya Mezarları bize eşlik ediyor. Tapınak tipi mezarlar, MÖ 4’üncü yüzyıla tarihleniyor. Karya kenti olarak kurulan ancak zaman içinde pek çok etkiye maruz kalan Kaunos’ta göreceğiniz kalıntılar Roma Dönemi’ne ait. Çevreye yayılmış pek çok kalıntı göze çarpıyor. Özellikle tiyatrosu oldukça sağlam durumda. Akropol’ün bulunduğu tepeye çıkan patika biraz dik ve yorucu olsa da buradan görünen manzara buna değiyor. Buradan tüm delta ve Dalyan muhteşem görünüyor. Antik kaynaklar Kaunos’un tuzlu balık ihracatından ve güvenli limanına gelip giden gemilerden kazandığı paralar sayesinde zenginleştiğini anlatır. Ancak limanın alüvyonlarla dolmasıyla bu gelirler azalmış ve kent refahından her geçen gün biraz daha kaybetmiş.

Kaunos’u geride bırakıp Dalyan Çayı’nın oluşturduğu deltaya çıkıyoruz. Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’le buluşturan Dalyan Çayı, büyüleyici bir delta çıkarmış ortaya. Deltanın yılankavi suyolları bizi İztuzu Kumsalı’na ulaştırıyor. Caretta carettalar yumurtalarını bırakmak için beş kilometre uzunluğundaki bu kumsala geliyor binlerce yıldır. Altın sarısı kumsalın bir tarafı denize, bir tarafı tatlı suya bakıyor.

Dalyan, merkezi kadar çevre seçenekleriyle de dikkat çekiyor. Karya Yürüyüş Yolu ve Dalaman Çayı’nda yapılan rafting doğa tutkunlarına keyifli zamanlar vadediyor. Yıllarca doğa rehberliği yapmış biri olarak özellikle Ekincik Koyu rotasını yürüyüş seven herkese tavsiye ederim. Türkiye’nin en önemli rafting parkurlarından sayılan Dalaman Çayı’na, gün boyu çok sayıda yerli ve yabancı grup, rafting için geliyor.

Yolculuğumun Dalyan bölümünü büyüleyici bir manzara ile sonlandırmak için, radar olarak bilinen Telekom istasyonunun bulunduğu ve tüm deltaya kuşbakışı bakan tepeye gidiyorum. İnsan burada, etkileyici coğrafyayı ayaklarının altında hissediyor, dantel gibi yayılan deltaya elini uzatsa dokunabileceği duygusuna kapılıyor.

Dalyan’dan sonra sıra yat tutkunlarının çok iyi bildiği Göcek’te… Buradaki marinalar yerli yabancı pek çok tekne sahibini Göcek’e çekiyor. Ayrıca doğa harikası 12 adası ve labirent koyları burayı daha da cazip kılıyor.  

Göcek’te zaman son derece sakin akıyor. Sabah bir tur teknesi ile koyları ve adaları gezmek için yola çıkıp birbirinden güzel pek çok koy ve adaya uğruyoruz. Göcek koyları arasında belki de en bilineni Bedri Rahmi Koyu özel ilgiyi hak ediyor. Sanatçı, 1974 yılında bölgeye yaptığı “mavi yolculuk” sırasında, burada bir kaya üzerine balık resmi çizmiş. Resim, koyun doğal güzelliğine sanatsal değer katmış. Yanı başında bulunan Taşyaka Koyu ise kayalara oyulmuş Likya mezarlarıyla dikkat çekiyor. Taşyaka’yı geçer geçmez karşınıza Manastır Koyu çıkıyor. Koy, adını manastır kalıntılarından alıyor. Ancak yöre insanının bu koyla ilgili anlattığı hikâye daha ilginç. Onlara göre Kleopatra, burada önce Sezar’la, ardından da Marcus Antonius’la buluşmuş. Tarihsel gerçekliği olmasa da kulağa hoş geliyor.

Göbün Koyu, kısa yürüyüşler yapmaya çok uygun. İşaretlenmiş patikalardan yarımadanın uçlarına kadar yürünebiliyor. Yol boyunca pek çok tarihî kalıntı var. Geçmişte buradaki yerleşimleri korumak için yapılmış dev duvar dikkat çekici. Tersane Adası, Göcek Körfezi’nin en büyük adası. Mübadele yıllarına kadar burada yaşayan Rumlar, gemi bakım ve yapım işleriyle uğraşırmış. Onlardan geriye üç beş yıkık ev ile harabe bir kilise kalmış. Yassıca Ada ise üzerindeki küçük gölcük ve kısa yürüyüş yolları ile dikkat çekiyor. 

Tekne yolculuğunun sonunda Göcek’ten Dalaman Havaalanı’na doğru yola çıkıyorum. Uçak havalandıktan sonra dağlarla denizin buluştuğu bu şahane coğrafyaya bulutların arasından bakarak “şimdilik” veda ediyorum. Tekrar geleceğim kesin; belki yine iki günlüğüne, belki de bir haftalığına…