Gaziantep’te Bir Gün…

Yunus Emre Akkor Akgün Akova, Metin Burak Kınacılar, Serkan Eldeleklioğlu Nisan 2017

GELENEKSELLİĞİN GÜCÜNÜ, ÇOK KÜLTÜRLÜ YAPISIYLA HARMANLAYAN BU EŞSİZ ŞEHİRDE GEÇİRECEĞİNİZ, SABAH KAHVALTISINDA KATMERLE BAŞLAYAN, AKŞAM SİMİT KEBABIYLA TAÇLANAN LEZİZ BİR GÜNÜN TADINA DOYAMAYACAKSINIZ.

Gaziantep’e gitmek için sayısız neden olsa da son zamanlarda gastronomi odaklı kısa süreli geziler hayli revaçta. İstanbul’da yaşayan bir şef olarak şehir dışından gelen günübirlik ziyaretçiler arasına karışıyor gibi dursam da bu topraklarda büyüdüm ben. Bu sebeple, her Gaziantep bileti aldığımda, okul yıllarımdaki karne gününün sevinci gelir aklıma. Öyle uzun uzadıya bir hazırlık gerektirmez Gaziantep seyahati, çabucak havalimanına doğru yola çıkmış bulurum kendimi. Cam kenarına oturmak bu seyahatte çok önemlidir benim için. Alçalmaya başladıkça, penceremden önce Gavurdağları'nı, sonrasında Gaziantep'in geleneksel bağ evlerini ve fıstık ağaçlarını gördükçe daha bir heyecanlanırım. 

 Gaziantep; sanayisi, gelişimi, tarihî önemi ve ticarî bolluğu ile ülkemizde öne çıkar. Damak lezzetinin ve geleneklerinin zenginliği ile de dünya mutfağında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Çok zengin olduğu bilinen Gaziantep mutfağının 500 çeşit yemeğinin olduğunu söyleyebilirim. Bunlardan ufak bir kısmıyla öne çıkan Gaziantep'e kısa bir süreliğine geliyorsanız ne yiyeceğiniz konusunda kararsız kalmak kaçınılmaz. 

Sabah erkenden indiğim bu eşsiz gastronomi cennetinde her daim kahvaltım beyranla başlar. İstikamet Metanet Lokantası. Yetmiş yaşlarındaki ustası, kapının girişinde, beyranın ocağa girmeden önce ilik yağı, liflenmiş kuzu eti ve pirinçten oluşan tabaklarını tek tek ve özenle hazırlar. 

Sonra biraz yürüyerek Almacı Pazarı'na geçer, dünyanın ilk baklavacı dükkânlarından Güllüoğlu’nda alırım soluğu. Arasına kaymak koyularak sarılmış, incecik tellerden yapılan burma kadayıfın boş tabağına "Ne ara yedim?" der gibi bakarsınız. Dükkânın kendine has tarzı ve tarihî dokusu o kadar özenle korunuyor ki iyi bir tatlı yapmak için ne büyük çaba harcandığına gözlerinizle şahit oluyorsunuz.

Gaziantep'te daha çok yiyebilmek için yapacağım uzun yürüyüşe çıkmadan önce, Almacı Pazarı yakınındaki Tahmis Kahvesi'ne giderim. Burası 1638 yılında Türkmen ağası Mustafa Ağa'nın tekkeye gelir getirmesi amacıyla açtığı en eski kahve dükkânıdır. Burada Gaziantep'e özgü menengiç kahvesini yudumlarken saz ekibinin çaldığı Antep türküleri de size eşlik eder. 

Gaziantep tarihi ve mutfağıyla öne çıksa da bence Avrupa kentlerini aratmayacak sayıda ve güzellikte parklara sahip. Günün yorgunluğunu bu dingin ve yemyeşil parklarda dinlenerek üstümden atmak özellikle bahar aylarında sık yaptığım bir şeydir. Kahve ve dinlenme sonrası Bakırcılar Çarşısı'na atarım kendimi. Yüzlerce yıldır her sabah besmele ve şükürle açılan bu dükkânlarda, ömrünü hürmet ve sebatla geçirmiş birçok zanaatkâra rastlarsınız. Önceleri pek çekingen dursalar da ayaküstü başlayıp derinleşen sohbetler, yaşanmışlığın ve tecrübenin insana kattığı değeri gösterir... Bakır ustalarının çekiç sesleri, sohbetleri ve yakındaki camiden yükselen ezan sesiyle oluşan bu şehir senfonisi eşliğinde bir sonraki durağa devam ederim.

Öğlene doğru yemek satan her dükkân, önünden geçerken insanı tekrar iştahlandırır. Bey Mahallesi'nde yürürken gözler yerel ürünler satan dükkânlara ve baharatçılara takılır ve baharat kokuları artık inceden inceye bir açlık hissettirir. 

Kale civarında eski bir zeytinyağı fabrikası olan ve şimdilerde Gaziantep'e ait birçok gıda ürününün satıldığı Zeytin Han, bir şef olarak en keyifli alışveriş durağımdır. Yakınındaki Küncülü Mehmed Usta'nın sadece öğle saatleri açık olan kebapçı dükkânındaki kıyma kebabı ise favorimdir.

Yedi metrekarelik dükkânıyla dünya gastronomisine kafa tutan 44 yıllık zanaatkâr Mehmed Usta'nın yanında alırım soluğu. Tek başına çalışır, günlük sapladığı kebapları satınca kapatıp gider. Hayatının en iyi kıyma kebabını yemek isteyenlerin acele etmesi gerekir. Artık yavaşlayan adımlar ve hafif yorgunluk hissiyle biraz dinlenmek için Bey Mahallesi'nin girişindeki Melek Lara Butik Otel'e doğru yol alırım. Burası bir babanın artık melek olan kızına duyduğu özlem ve sevginin size yansıdığı özel bir oteldir. Kapıdaki tokmağı vurup avludan içeri girdiğinizde şehrin tüm sesleri geride kalır. İçinizi sükûnet ve huzur kaplar. Abartıdan, çokluktan ve gösterişten uzak bu otel Gaziantep’teki en büyük dinginlik kaynağınız olacaktır. Tüm bunların yanı sıra sevgili Aydın Uğurlu'nun otel misafirleri için hazırladığı gerçek Antep kahvaltısı da gerçekten eşsizdir.

Akşama doğru tüm bu sükûnet otelin hemen karşısındaki Zeki İnal'ın nefis şöbiyet hışırtısıyla son bulur. Sonrasında, akşam yemeğine kadar en iyi şehir müzelerinden biri olan Zeugma Müzesi'ni, diğer müzeleri ve eski sokaklarını gezmek ve fotoğraflamak en keyifli aktivitelerdendir. Akşam için tüm yollar şehrin en klasik dükkânı olan İmam Çağdaş'a çıkar. Simit kebabı, alenazik, lahmacun ve peynir semseği, güzel bir günün muhteşem finali olur. 

UNESCO'nun yaratıcı şehirler ağına giren Gaziantep'te bir günümü işte böyle dolu dolu geçiririm. Birçok yeme içme festivalinin düzenlendiği bu kente bir günlüğüne bile gelmek için her daim çokça sebebiniz olacaktır.