Arnavutköy, Sahil Güzeli

Onur Yüksel Yiğit Günel Nisan 2017

BOĞAZİÇİ, İSTANBUL’UN EN GÜZEL VE ALIMLI BÖLGESİ. İKİ KIYISINDAKİ ESKİ BALIKÇI KÖYLERİNDEN ESER KALMASA DA ESKİ-YENİ YALILARIN DENİZLE KAYNAŞTIĞI, HAYATIN HIZLI AKTIĞI SEMTLER PEŞ PEŞE UZANIR. ARNAVUTKÖY DE BUNLARDAN BİRİ.

Boğaz'ın iki yakasının birbirine sokulduğu, tarih kokusunun deniz kokusuna karıştığı, kıyıda yan yana dizilmiş ahşap yalıları ile Arnavutköy... 

Dar sokaklarından yukarı çıkarken semtin hatıraları da sizinle beraber gelir. Ufak bir tepeden denize doğru inen 1500 yıllık semtin ilk ismi Hestia. Burada yer alan kireç ocakları sebebiyle bu ad ile anılırmış. Bugünkü ismini ise XVl. yüzyılda Arnavutların bölgeye yerleşmesi ile aldığı düşünülüyor. 

Hafta sonu, semt sakinleri yavaştan bahara alıştırıyor kendilerini. Kalabalık büyüdükçe Bebek Arnavutköy Caddesi boyunca kafeler, pastaneler hareketlenmeye başlıyor. Semtin merkezi; ana caddenin Beyazgül Caddesi ile kesiştiği nokta ve dolayısıyla hep canlı. Arnavutköy Parkı ise şimdi küçük bir panayır alanı gibi. Kimileri sabah kahvesini Any Kafe’nin hemen önündeki masalarda yudumluyor, kimileri de en üst katı karma sergilere ev sahipliği yapan Cult Arnavutköy’de. Köfteci Ali Baba’nın masaları öğle vakti yaklaştıkça doluyor. 

 

Akıntıburnu'nda Seyir 

Akıntıburnu ile karşı kıyıdaki Kandilli arası, Boğaz akıntısının en hızlı, suyun en derin olduğu sahalardan biri. Fransız doğa bilimci Petrus Gyllius araştırmalarını yapmak için geldiği İstanbul’da Akıntıburnu’na da uğramış. Burada Boğaz sularının inanılmaz derecede hızlandığını, hatta yengeçlerin bu noktada kayalıklara çıkıp yollarına öyle devam ettiklerini yazmış. Gyllius bu şehirden o kadar etkilenmiş ki İstanbul hakkında iki kitap hazırlamış. Ve o meşhur sözünü de burada söylemiş: “Diğer bütün kentler ölümlüdür, ama sanırım İstanbul, insanlar var oldukça yaşayacaktır.”   

Semtin en meşhur buluşma noktalarından Akıntıburnu Balık’ı geçince Arnavutköy Tevfikiye Camii'nin üzerinde kitabesi bulunan küçük bir taş kapısı takılıyor gözüme. Merdivenleri ile büyük bir avluya açılıyor.  Semt sakinleri seyir terasında güneşin ve denizin, koşuşup duran çocuklarsa avlunun tadını çıkarıyor. 

Deniz manzaralı bankta orta yaş üstü iki arkadaş koyu bir sohbette; sonradan ismini öğrendiğim Kenan Bey buyur ediyor beni sohbetlerine. “Hafta içi çok sakindir burası , hafta sonu da güzel ama kalabalık. diyor gülümseyerek. 

 

Arnavutköy Sokakları 

Arnavutköy’de uğramayı en çok sevdiğim dükkânlardan, No:107 Eskici de burada. İçeride yok yok. Hemen yanındaki Girandola Dondurma, narlı dondurmasıyla tüm dertleri unutturan butik bir adres. Dondurmalar mevsimine göre meyvelerden yapıldığından her mevsim başka bir tat bulursunuz. 

Arnavutköy’ün sokakları yürümekle bitmiyor. Francalacı Caddesi boyunca gördüğünüz her evi hakkını vererek izlemek isterseniz, gün biter, güneş doğar siz hâlâ bu sokaklarda bulursunuz kendinizi. Caddenin bitiminde birbirine paralel Bakkal ve Mumhane sokaklarını da görmeden buradan ayrılmayın.

 

Sanat Atölyeleri Sıra Sıra

Görülecek yerlerden biri de Satış Meydanı Sokak'taki Rum Ortodoks Taksiarhis Kilisesi. Kapıları ayin zamanları dışında kapalı olsa da siz zili çalmayı ihmal etmeyin. Kilisenin görevlisi içeriyi gezmeniz için kapıyı açıp sizi davet ediyor mutlaka... 

Bu yürüyüşlerin ardından kahve molası vakti geldi! Arnavutköy Deresi Sokak’ta Meercat Sanat Atölyesi hem güzel kahve yapan hem de heykel, resim dersleri veren bir atölye. Hafta sonu çocuklar için eğitim programları da düzenliyor. Yine aynı sokak üzerindeki Galeri Selvin'de her ay başka bir etkinlik izleme, Gajuva Atölye’de ahşap ve seramik tasarımları yakından inceleme şansı bulabilirsiniz. 

Arnavutköy’ün meşhur balık lokantalarından çıkan kokular insanın midesini hareketlendirir. Bunlardan Adem Baba, boş bir masa bulmanın şans kabul edildiği lokantalardandır. Duvarındaki bir yazıda, “Balık oltayla, insan tatlı dille avlanır.” deniyor... 

"Yemek sonrası mutlaka çay!" diyenlerdenseniz, Takkeci Sokak’ta, çayı öyle bardakta değil, kavanozda getiren Kavanoz Cafe’nin yeşillikler içindeki bahçesi tam aradığınız yer. Günü harika bir gezintiyle tamamladınız; şimdi görmeniz gereken bir yer daha kaldı...

 

Semtin En Ünlü Yalısı

Halet Çambel Yalısı Arnavutköy’den Kuruçeşme'ye giderken hemen yol üzerindeki yalı sadece güzelliği ile değil, hikâyesiyle de ilgi çekici. 1820 yılında II. Mahmut’un Ermeni bahçıvanı tarafından inşa ettirilen yalı, 1930’da İsmail Hakkı Paşa tarafından satın alınmış. Sonrasında miras yoluyla Halet Çambel’e kalmış. Olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcu olan Halet Çambel, arkeoloji alanında yaptığı çalışmalarla da tüm dünyada tanınan bir isim. Bu yalı,  Hitit hiyerogliflerinin çözümünde çok büyük katkıları olan, Türkiye’nin ilk açık hava müzesini de Karatepe-Arslantaş Höyüğü’nde kuran Çambel’in ve Osmanlı devrinin anılarını saklayan bir anıt gibi... 

 

Taze Bir Nefes Gibi

Arnavutköy, geçirdiği yangınlar nedeniyle otantik görünümünden uzaklaşmıştı. Şimdi ise restore edilen ahşap evleri, yeniden açılan kafeleri ve galerileriyle eski günlerine dönüyor. Boğaz'ın en güzel manzarasına kurulmuş bu semtin bir diğer özelliği de mekânların birbirine yakınlığı. Her adımınızda bir kafede, bir galeride, bir balık lokantasında buluyorsunuz kendinizi.

Boğaz’ı kucaklayan yalıları, daracık sokaklarına dost gibi sırt vermiş ahşap evleri ve yüksekten alçağa her bir noktasından farklı güzellikte görünen manzarasıyla serin bir nefes Arnavutköy.