Los Angeles’ta Bir Hafta

James Bartlett Kimberly Genevieve Mart 2017

10 YILDAN UZUN BİR SÜREDİR LOS ANGELES'TA YAŞAYAN BİRİ OLARAK DİYEBİLİRİM Kİ BURASI, MİSAFİRLERİNE ÜNLÜ SİMALARDAN VE BOL GÜNEŞ IŞIĞINDAN ÇOK DAHA FAZLASINI VADEDİYOR. BİR ARABA KİRALAYIN YA DA TAKSİ ÇEVİRİN VE KEŞFE BAŞLAYIN…

Oyuncu, yapımcı ve yönetmen Denzel Washington “Los Angeles’ta herkes bir yıldızdır.” der. Herkesin magazin programlarından ve haberlerden hatırlayacağı efsanevi Hollywood tabelası burada yaşayanları bile her görüşte heyecanlandırır. 

Buradaki çoğu insan başka yerlerden göçmüş; hepsinin kendince bir hikâyesi var: altına hücum, havacılık endüstrisi, son teknoloji medya, müzik ve tabii ki beyaz perdenin cazibesi… 

Köşe başında kurulu bir sette film ekiplerini görmek burada pek ender rastlanan bir sahne değil; oyuncu olmak için can atan insanlarla tanışmak da öyle… Ama gerçekten ünlü birini görmek için biraz şanslı olmanız gerekiyor.

İlk durağınız tabii ki Hollywood olmalı. Unutulmuş isimlerden Godzilla’ya dek birçok oyuncunun beton üzerinde bıraktıkları el ve ayak izlerini taşıyan gösterişli Çin Tiyatrosu’ndan başlayıp Türk-Amerikalı şarkıcılar Neil Sedaka ve Eydie Gormé gibi sayısız ünlünün isimlerinin dökme mozaikle çevrili yıldızlara yazıldığı Walk of Fame kaldırımında yürüyüşe çıkın. 

 

Film Dünyasında Bir Gün

Şatafatlı Beverly Hills’teki Robertson Bulvarı ve Rodeo Yolu lüks tasarım mağazalarının vitrinlerine göz atma şansı sunan iyi bir alternatif olsa da Harry Potter, Homer Simpson ya da zombileri görebileceğiniz sergiler ve oyuncakların bulunduğu ve hâlâ kullanımda olan Universal Stüdyoları'nı gezebilirsiniz.

Birçok kişi Los Angeles’ın kültürden ziyade estetiğe odaklanmış garip bir şehir olduğunu iddia eder. Ben de onlara yanıt olarak eşsiz Walt Disney Konser Salonu’nun gümüş renkli sarmal sırtları arasındaki gizli teras bahçesini ve düzenli olarak ziyaret ettiğim sayısız müzeyi gösterebilirim.

 

Doğal Tarih Müzesi

Beyaz mermer bir binadaki Getty Merkezi’nin XX. yüzyıl öncesi Avrupa sanatı ile fotoğrafçılığın harika örneklerini ya da modern sanata adanan L.A. Sanat Müzesi’ni (LACMA) unutmamak gerekir. T-Rex iskeletlerini, bir oda dolusu değerli taşı, tamamı Kaliforniya tarihine ayrılmış sergi katını ve çok daha fazlasıyla The Broad’u (Doğal Tarih Müzesi) da keşfedin. Bunlara mutlaka bir-iki gün ayırmalısınız. İsterseniz küçük ama göz alıcı Tarihî Sokak Lambası Müzesi’ne uğrayıp şehirdeki 400 farklı sokak lambasını yakından inceleyebilirsiniz.

Los Angeles’ın tarihî bir şehir olmadığından da dem vurulur fakat benim gerek uğramayı gerekse misafirlerimi götürmeyi en sevdiğim yer, yaya dostu şehir merkezidir. Pobladores adı verilen asıl yerlilerin kente ayak bastığı bölge son 10 yılda tozlarını silkeledi ve

 baktığınız her yerde Viktoryen mimarinin izlerini 

görebileceğiniz; kafeler, sanat galerileri ve giysi dükkânları gibi sayısız seçenekle dolu hip bir bölge hâline geldi. 

Mutlaka uğramanız gereken yerlerden bir diğeri de The Last Bookstore. Tüm duyulara hitap eden bu iki katlı sahaf eski bir bankanın içinde yer alıyor; polisiye eserler bölümünü kasa odasında bulabilirsiniz! 

 

Yerel Lezzetler İçin

Buradan birkaç blok öteye giderseniz dökme demirden süslemeleri ve toprak rengi Meksika çinileriyle muazzam Bradbury Binası'nı görürsünüz. Asırlık Grand Central Market’ın hemen karşı sokağında yer alan ve çatısı da dökme camdan yapılan bina Bıçak Sırtı filmiyle ölümsüzleşti. Grand Central Park’ın  curcunalı pazarı kentliler için alışveriş, buluşma ve yeme-içme noktası. Ben baharatların ve kurutulmuş biberlerin kokusunu içime çekmeye doyamadığım gibi jamoncillo dedikleri şekerli ve sütlü tatlıya da bayılıyorum. Bir deneyin.

Yakın bir mesafedeki Çin Mahallesi’nde görmeniz gereken pek çok şey var: sokak müzisyenlerinin çaldığı geleneksel enstrümanlar, her daim kalabalık Yang Chow’daki slippery shrimp adlı karides yemeği ve güneş battığında baş döndürücü görsel bir şölene dönüşen parlak neon ışıklı, emperyal dönem mimarisi örneği binalar…

Biraz daha ilerideki Olvera Sokağı ziyaretçilere açık bir Meksika sokağı. Los Angeles’taki en eski yerleşim yeri Avila Adobe’ye ev sahipliği yapması açısından tarihî bir önem taşıyan sokakta mum ve lucha libre adı verilen güreş maskelerinden alabileceğiniz dükkânlar da bulunuyor.

Los Angeles spor hayranlarını da eli boş göndermiyor. Lakers ve Clippers, Staples Center’da; Rams, Coliseum’da ve Dodgers da Dodger Stadium’da oynuyor. Burada hava hemen hemen her gün harika olduğundan her yaştan Los Angeleslının güzel bir günü açık havada geçirmek için tercihidir maç izlemek.

Plajda voleybol oynamak, yürüyüş, koşu, yoga veya tai-chi yapmak Los Angeles’ta günlük hayatın bir parçası. Kaliforniya sahil şeridi boyunca birçok harika plaj bulunuyor. Kumda

yalınayak dolaşmak ve şaşırtıcı derecede soğuk Pasifik Okyanusu’nda kürek çekmek için bile Santa Monica’ya gitmeyi göze alabilirim.

 

Deniz, Kum, Güneş

Gelelim Malibu’ya. İskelede tarihî bir atlıkarınca ve güneş enerjisiyle çalışan dönme dolap gibi lunaparkta görebileceğiniz oyuncaklar  bulunuyor. Malibu aslında ayaklarınızı kuma gömmenin keyfini en iyi sürebileceğiniz yer. Sessiz bir yer bulun ve sörfçülerle 

arada bir su yüzüne çıkan akrobat yunusları izlemeye koyulun.

Ünlü simalarla The Grove ve Çiftçi Pazarı gibi açık hava alışveriş mekânlarında karşılaşabilirsiniz. Işıltılı Sunset Bulvarı’nda kırmızı ışıkta beklerken yanınızda bir Ferrari, limuzin ya da DeLorean duracak olursa süzmeyi ihmal etmeyin.

Los Angeles’ın film izlemek için de en doğru şehir olduğunu belirtmek lazım. Devasa Archlight Cinerama Dome’dan 70 mm klasikleri yayınlayan Egyptian ve tek seferde iki film gösterimleriyle tanınan New Beverly’ye (sahibi Quentin Tarantino ve evimden yalnızca iki blok ötede yer alıyor) Los Angeles’ta nereye giderseniz gidin yakın plan çekim için daima hazır olun.

Pop-art sanatçısı Andy Warhol “Los Angeles’ı seviyorum. Hollywood’u seviyorum. Harika yerler. Herkes çok plastik ama ben plastiği de seviyorum. Ben de plastik olmak istiyorum.” demişti. Siz de bir kez gelince Los Angeles’ı sevecek ve Los Angeleslı olmak isteyeceksiniz.