Kazakistan: Bozkırdaki Yuva

Yulia Denisyuk Murat Aksu Mart 2017

KAZAK RUHU, BOZKIRIN ORTASINDA BİR ÇADIR GİBİ DURURKEN ASTANA’YI GÖĞE YÜKSELTEN YAPILARLA DONATIYOR. AMA ÜSTÜNE BOZKIRDAKİ SİMGELERİNİ VURARAK…

"Bizler Kazak’ız; bozkırların yerlisiyiz. Ne eşsiz eşyalarımız ne de pahalı malımız mülkümüz var... Zenginliğimizin kaynağı, atlarımız. Etleri en iyi yemeğimiz, postları en iyi giysilerimiz; mayalanmış sütleriyse en sevdiğimiz içeceğimizdir. Bizim topraklarımızda bahçe ya da bina yoktur. Çayırlarda otlayan damızlık at sürülerimizi izlemek en büyük eğlencemizdir.” Dönemin önde gelen tarihçisi Mirza Haydar Duğlat’ın Tarih-i Reşidi'sinden alınan bu sözler XV. yüzyılda Kazak Hanlığı’nın güçlü yöneticisi Kasım Han’a ait. 

Bu kitapta Deşt-i Kıpçak bölgesinin göçebe Türk boyları da Kazaklar (hür adamlar) olarak anlatılır. Onlar güneyde Tian Shan Dağları’ndan kuzeyde Aral Denizi’ne uzanan bölgeyi Kasım Han’ın liderliğinde hâkimiyetleri altına aldılar.

Bugün 130 ayrı etnik halkın kusursuz bir uyum içinde ve tek bir bayrak altında yaşadığı Kazakistan toprakları asırlar önce  de farklı boyların yaşam alanlarının kesişim noktasıydı. Böylece çok kültürlü bir tarih yaşandı. Birçok Kazak şehrinin sokaklarında ve mimarisinde o devirlerin ruhunu taşıyan izler görürsünüz.

Mesela güneydeki Türkistan şehri... Meraklı bir seyyah, burada tasavvufun Orta Asya’da ve Türk dillerinin konuşulduğu yerlerde yayılmasını sağlayan ve günümüz tasavvufî akımlarının hâlen derin bir saygı gösterdiği, XII. yüzyıl arifi Hoca Ahmed Yesevi’nin haşmetli türbesiyle karşılaşacaktır. Çimkent’in bugünkü banliyö bölgesinde doğan Hoca Ahmed Yesevi, yaşamının büyük bir bölümünü o dönemde Yesi olarak bilinen ve kendisine duyulan bağlılıkla daha sonra önemli bir bölge hâline gelen Türkistan’da geçirdi. Hoca Ahmed Yesevi'nin türbesi hiçbir zaman tamamlanamasa da etkileyici dikdörtgen kapısı ve Orta Asya’daki en büyük örneği olan açık mavi kubbesiyle yine de görenleri kendine hayran bırakıyor.

Bu topraklarda doğan bir diğer önemli isimse Farabi’dir. Doğduğu yer üzerinde çeşitli rivayetler olsa da son dönemdeki araştırmalar onun Türkistan bölgesinde kalan Farab’dan (Otrar) olduğunu gösterir. Özellikle Aristo’nun mantık eserlerine yazdığı şerhlerle ünlenen Farabi, muallim-i sani yani ikinci üstad (ilki Aristo) olarak anılmıştır. Erdemli Şehir (El-Medinetül Fazıla) isimli eseriyse erdemli bir toplum ve devletin nasıl meydana gelebileceği konusunda alanındaki ender eserlerdendir. Bu eserinde mutluluk ve dolayısıyla barış hedefli bir toplum ve dünya arayışına giren Farabi'nin doğduğu Kazakistan, çok güçlü komşularla çevrili olmasına rağmen gönüllü ve karşılıksız olarak nükleer silahlardan vazgeçti.

 

Kazak Bozkırlarında Atlı Kültür 

Asırlara yayılan göçebe yaşam tarzları nedeniyle Kazaklar, bozkıra ve sadık dostları atlara büyük bir saygıyla bağlandılar. Eğer atlar olmasaydı Kazakların bu geniş coğrafyada bir millet olarak hayatta kalamayacağı yaygın bir söylentidir. Bu sadık dostları olmadan savaşamayan ya da özgürce hareket edemeyen Kazaklar, bölgelerini fethetmek isteyen diğer sayısız boy tarafından mağlup edilirdi muhtemelen.

Kazakistan’da uğrayabileceğiniz en ilginç yerlerden biri, kuzeydeki Akmola bölgesinin Atbasar şehri yakınlarındaki Botay yerleşimi. Dünya üzerinde atların ilk kez bu bölgede ehlileştirildiğine dair görüşler var.

Efsanelere konu olan kanatlı at tulpar’ın millî armada kendine yer bulması gibi, atlar da Kazak evlerinin bir üyesi; iş görüyor, yük taşıyor, silahlı ava katılıyor, yoldaş oluyor ve yiyecek sağlıyorlar. Atla ilgili 100'den fazla deyimin yer aldığı Kazak kültürünün meşhur destanı Koblandı Batır’da kahramanın atı Tayburıl’ın doğumu detaylıca anlatılır.

Sözlü edebiyat ve bu edebiyatın dokunaklı mısraları Kazak kültüründe daima övgüyle yüceltilir. Bu sanat kolunda ustalaşan hikâye anlatıcıları boyların hayatında tarih boyunca önemli bir role sahipti. Geleneğe göre göçebelere öğüt veren, onları eğlendiren ve hayatlarını kayıt altına alan iki tür profesyonel ozan var: akın ve jırav. Jıravlar “jır” adı verilen destansı şiirler söylerken akınlar düğünlerde ve kutlamalarda diğer akınlarla aşık atardı. Gerek akınlar gerek jıravlar aynı zamanda ihtiyaç hâlinde dombralarını bir kenara bırakıp boylarla birlikte savaşa katılan yiğit savaşçılardı. Kaztugan, Er Çoban ve XV. yüzyılda İstanbul’u ziyaret edip şiirlerinde bahseden Dosmambet Jırav gibi başarılı ozanların zamanı geçmiş olsa da şanları yürümeye devam ediyor.

 

Astana: Kazakistan'ın Modern Yüzü

Günümüzde Kazak nüfusunun yarısından fazlası kentte yaşıyor. Altın renkli ve camdan fütüristik görünümüyle başkent Astana ülkeyi modern çağa taşımayı üstlendi. Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev bir zamanlar birkaç yüz binlik nüfuslu cansız bir kent olan Astana'ya yeni bir çehre kazandırma konusunda ısrarlı. Birkaç yıl önce duyurulan bu dönüşüm planı iddialı bir vizyonun ürünü: 2050 yılına kadar Kazakistan’ı dünyanın en gelişmiş 30 ülkesinden biri hâline getirmek. Ülke şimdi iki büyük projenin meyvelerini toplamaya hazırlanıyor, bunlardan biri büyük kısmı Kazakistan’dan geçen ve tamamlanmak üzere olan Çin-Avrupa transit karayolu, diğeri de bu yıl hizmete girmesi beklenen ve Kazakistan’ın Hazar Denizi üzerinden bağlanacağı Bakü Tiflis Kars demiryolu. Bunlar ülkeyi Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin geçiş yolu haline getirirken kendi doğal kaynaklarının dünyaya açılmasını sağlayacak. Nazarbayev’in stratejisinin en önemli unsuru olan ekonomik kalkınma hedefi “Kazakistan Rüyasına Giden Yol” idare, enerji, ekoloji, bilgi temelli ekonomi, beşeri sermaye, uluslararası tescil ve kentleşme gibi yedi ana sınıfta ele alınıyor.

Nazarbayev’in iddialı vizyonunun bazı unsurları ülkenin başkentinde görücüye çıkıyor. Astana’nın dört bir yanındaki göz alıcı yapılar, şehri ziyaret edenler için hayranlık verici. Bunlardan biri, yüksek bir cam piramit olarak tasarlanan Barış ve Dayanışma Sarayı. Diğeri ise uzun metal gövdesi üzerinde altın bir küre taşıyan Bayterek Kulesi; o da ilhamını hayat ağacının dallarına altın yumurta bırakan efsanevi kartaldan alıyor. Bu ihtişamlı şehrin manzarasını tamamlayan Han Şatır ise yurt adı verilen Kazak çadırı yapısıyla ülkenin göçebe geçmişine saygı duruşunda bulunan şık bir alışveriş merkezi.

Astana mimarisiyle göz kamaştırırken Kazakistan’ın eski başkentlerinden biriyse daha yakın bir karaktere sahip. Uçsuz bucaksız bozkırlarda yükselen muhteşem Tian Shan Dağları’nın karşısında  ufacık kalan, ama cevher güzelliğiyle duran Almatı. Ağaçların sıralandığı hareketli caddeleri, sanat 

galerileri, hip ve kreatif gençlerin doluştuğu Avrupai kafeleriyle ziyaretçileri ilk bakışta avucuna alıyor. Yükselen sokak hayatının yanı sıra Kazakistan’ın sanatsal rönesansının da kalbi olarak biliniyor. Almatı doğumlu Saule Suleimenova gibi modern sanatçılar ulusal kimlik ve günümüzde Kazak olmanın anlamı gibi temaları keşfederken Kazakistan Moda Haftası, geleneksel Kazak giysilerine modern yaklaşımlar getirerek kalıpları kıran Ainur Turisbek gibi genç tasarımcıların tanınmasını sağlıyor. İklimi sayesinde kış turizmi için ideal merkezlerden biri olan Almatı şubat ayında 2017 Winter Universiade- Universiad Kış Olimpiyatı'na başarılı bir organizasyonla ev sahipliği yaparak genç ruhunu bir kez daha açığa çıkardı.

Almatı, ülkenin kültürel ve finansal merkezi olsa da Kazak kültürünün kalbi bozkırlarda atmaya devam ediyor. Ufka kadar uzanan yaban çayırlarda akının şarkısı göğe yükseliyor. Şarkının ezgisi dinleyiciyi bozkırlara taşıyor. Kuru sıcak topraklarda yürüdüğünüzü hayal ederken yaban çayırı ve kurutulmuş yavşan kokusu etrafınızı sarıyor. Şarkı söyleyen bir Kazak’ın ruhunun ilkbahardaki bozkıra benzetilmesi hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü Kazakistan’da bozkır, ev demektir.