Lizbon’da Bir Akşamüstü

Stuart Forster M+F Barranco Şubat 2017

LİZBON HER ŞEYİYLE GÜZEL. HELE AKŞAMÜSTÜ DAHA BİR GÜZEL; ŞEHİR ADETA ENERJİ AŞILAYIP İNSANI SOKAĞA, HAYATA ÇEKİYOR. GEZMEYİ VE YAŞAMAYI SEVENLER BİR SEYAHATTE BUNLARDAN BAŞKA NE İSTER Kİ?

Tejo Nehri’ne tepeden bakan seyir terası Miradouro da Nossa Senhora do Monte’den, altın renkli akşam göğünün Lizbon üzerinde şöyle bir parıldadıktan sonra koyulaşarak yavaşça mora dönüşünü izliyorum. 

Titreşen turuncu sokak lambaları ayaklarımın altında uzanan vadideki binaların beyaz cephelerini aydınlatıyor.

Karanlık tüm şehri örtse de Portekiz başkentinin gece havası hâlâ hoş bir ılıklıkta. Tejo Nehri’nin suları 25 Nisan Köprüsü’nün pas kırmızısı asma gövdesinin altından akarak Kuzey Atlantik’e dökülüyor. Coğrafî açıdan Portekiz bir Akdeniz ülkesi değil ama ılık ve hoş gecelerde buna inanmak oldukça güç. Uzaklardaki trafiğin uğultusu ve gelişigüzel korna sesleri, esintiyle beraber şehrin dört bir yanına taşınıyor. Arnavut kaldırımlarına arabaların park edildiği sokaklarda oynayan çocukların kahkahalarını duyabiliyorum. Lizbon’un muhteşem manzaralı bir başka gözlem noktası olan Miradouro da Graça’ya doğru telaşsız bir yürüyüşe başlıyorum.

Önüme çıkan ilk şık kafede boş bir masa var, şanslıyım… Dokuzdaki akşam yemeğine kadar açlığımı yatıştırması için garsona bica ve bir porsiyon pastéis de bacalhau, yani zengin içimli bir espresso ile morina balığı atıştırmalığı sipariş ediyorum. Akşam yemeğini daha erken bir saatte yemek, köklü tarihi Romalıların gelişinden çok daha öncesine uzanan bir şehrin günlük ritmini yakalayamamak demek.

Castelo de São Jorge’nin sağlam ve mazgallı duvarlarına bakıyorum. Bu Orta Çağ hisarı, bekleneceği üzere, diğer Avrupa başkentlerine kıyasla euronun alım gücünün daha yüksek olduğu bu şehrin tuğla renkli çatılarına nazır, göz alıcı bir manzara sunuyor. 

Bica’nın tadını acele etmeden çıkarıyorum. Söylediklerine göre bu kahve türü ilk kez, Chiado bölgesinde yer alan ve dışı Art-Nouveau, içiyse Art-Deco tarzında dekore edilmiş Café a Brasileira’da servis edilmiş. Birçok turist bu ünlü kafenin Lizbon’un sosyal sına yaptığı katkıdan habersiz, yanından geçip gidiyor. 

Arkadaşlarla buluşup sohbet eşliğinde kahve molası vermek, kendilerine "Lisboeta" diyen kentliler için günlük hayatın önemli bir parçası. 

Tabii bir de kafenin önündeki bronz heykelin yanında fotoğraf çekmek isteyen ziyaretçiler var. Heykel, ünlü Portekizli şair-yazar Fernando Pessoa’yı (1888-1935) şapkası ve papyonuyla bir masada bacak bacak üstüne atmış otururken tasvir ediyor.

Manzarayı seyre dalmak için şehrin kalbi olan ve Lizbonluların Rossio adını verdiği Praça Dom Dedro 

IV Meydanı’na doğru yürüyorum. Işıklandırılmış çeşmelerini ve meydana eşsiz bir karakter kazandıran dalga formunda döşenmiş calçada yani Arnavut 

kaldırımlarını uzaktan görebiliyorum. Meydanın ortasında bir sütunun tepesinde kralın heykeli var. Bu kral, aynı zamanda ilk Brezilya imparatoruymuş.

Yokuştan inerken yanımdan camları açık sarı-beyaz renklerde bir tramvay geçiyor; birkaç metre ileride durunca hızlıca koşup biniyorum. Ahşap iç dekoru ve oturma banklarıyla bu araç, ulaşım müzesinde sergilenebilecek kıymette bir parçayı andırıyor. Kadın kondüktörün dediğine göre bu araç 1930’larda üretilmiş. Yerel ulaşım tarihiyle ilgileniyorsam Alcantara bölgesindeki Carris Müzesi’ni ziyaret etmemi öneriyor. 28 numaralı hat, Lizbon Katedrali’nin Romanesk cephesi ve Alfama bölgesinin yanı sıra dükkânları ve tiyatrolarıyla ünlü Chiado bölgesi gibi Lizbon’un en ünlü turistik noktalarının çoğuna uğruyor. Dolayısıyla birçok seyahat rehberinde bu sallantılı ve nostaljik tramvaya binmek mutlaka yapılması gerekenler arasında sayılıyor.

Tramvaydan inip üç tarafı toprak sarısı binalarla çevrili, bir tarafından da nehir akan geniş bir meydan olan Praça do Comércio’ya doğru yürüyorum. 

Eskiden hükümet binası olarak kullanılan binayı artık kafeler zapt etmiş. Meydanın etrafını kemerli kaldırım boyunca adımlıyorum; ardından meydanın ortasında, Kral I. José’yi at üstünde gösteren heykele yaklaşıyorum.

José, büyük Lizbon depreminin yaşandığı 

1 Kasım 1755 tarihinde Portekiz hükümdarıydı. Bu şiddetli sarsıntının ardından gelen tsunami, o dönemde Avrupa’nın en zengin şehirlerinden biri olan Lizbon’a büyük hasar vermiş. Chiado bölgesindeki Carmo Convent’in çatısız harabesi o kara günün izlerini taşıyor. Bugün Pombal Markizi olarak bilinen devlet adamı, şehrin merkezi olan Baxica bölgesinin ızgara planlı bir sistemle yeniden inşa edilişini denetledi. José’nin imarını onayladığı zarif ama kullanışlı bu çok katlı binalar Pombaline mimarisinin birer örneği olarak tanımlanıyor. Markizi betimleyen bir figür, Portekiz’in bu doğal afeti atlatışının anısına inşa edilen 11 metre yüksekliğindeki süslü zafer takı Arco da Rua Augusta’nın tepesinden ufka bakıyor. Takın üst katı ziyarete açık ama ben altından geçerek Rua Augusta’ya çıkıyorum. 

Rua Augusta, 250 yıldır oynanan sokak futbolu sayesinde cilalanmışçasına parlayan küçük Arnavut kaldırımlarıyla yayalara ayrılmış sanki. İnsanlar bir yandan dondurmalarının tadını çıkarırken bir yandan da fotoğraflar çekerek sokak boyunca yürüyüş yapıyor. Bir grup turist Carmo Lift olarak da bilinen ve bir asırdır kullanılan Elevador de Santa Justa isimli asansörün aydınlık ve Neo-Gotik demir iskeletinin fotoğraflarını çekmek için duruyor. Asansörün zemininde insanlar Gustave Eiffel’in öğrencisi Raoul Mesnier du Ponsard’ın tasarladığı yapının sokak seviyesinden 45 metre yükseklikteki gözlem platformuna çıkmak için sıra bekliyor.

Nehir kenarındaki Belém bölgesinde yer alan Keşifler Anıtı’nda tasvir edilen denizci Vasco da Gama ve Pedro Álvares Cabral gibi, Eiffel de burada bir öncü kabul ediliyor. Portekizli kâşifleri ve ulusal kahramanları yücelten bu anıtın tepesine ertesi gün çıkmayı planlıyorum. Süslü Manuelin tarzı cephelerin bu kâşiflerin okyanus aşırı başarıları tarafından finanse edilen Hieronymites Manastırı da ziyaret edeceğim bir diğer yer.  Ama önce Rossio’yu geçerek Casa do Alentejo’ya (Rua Portas de Santo Antão, 58) giderek Lizbon'da bir akşamüstünü böylece tamamlıyorum. Restoranın geleneksel mavi ve beyaz azulejo çini duvarlarının arasında lezzetli bir akşam yemeği beni bekliyor.